Pazar, Nisan 14, 2024
Ana Sayfa bil10 Uzaylılara Ait Sinyaller Bulduğumuzu Nasıl Anlarız?

Uzaylılara Ait Sinyaller Bulduğumuzu Nasıl Anlarız?

2014 senesinde bir meteor Dünya’nın atmosferine girerek Pasifik ada ülkesi Papua Yeni Gine civarlarında havada parçalara ayrılmış, parçaları ise muhtemelen deniz yatağına dağılmıştı. Atmosferde yanan ve geriye küçük izler bırakan meteorlar olağandışı şeyler değil. NASA, her gün Dünya’ya uzaydan 50 ton kaya düştüğünü tahmin ediyor. Fakat Harvard’da çalışan astrofizikçi Avi Leob, geçenlerde (CNEOS 2014-01-08 yada IM1 isminde) hususi bir meteorun uzaylılara ilişkin olabileceğini öne sürdüğünde manşet olmuştu.

Astrofizik dallarındaki pek fazlaca meslektaşı ile Dünya Dışı Yaşam Arayışı (SETI) organizasyonu, Loeb’in iddialarına oldukça şüpheli yaklaşıyor. CNEOS 2014-01-08’in gerçek anlamda yıldızlararası bir nesne olduğundan da kuşkuları var. Sadece Loeb’in iddiası ve buna cevaben gelen eleştiriler, mühim sual işaretleri doğuruyor: Veriler genel anlamda fazlaca küçük yada uzaktayken ya da belirsizken, uzayda yaşamın kanıtını bulup bulmadığınıza iyi mi karar verirsiniz? Ek olarak bulgularınızı iyi mi paylaşırsınız?

Penn Eyalet üniversitesinde çalışan gökbilim profesörü Jason Wright, “Bu büyük bir problem” diyor. “SETI’de bu tarz şeyleri tespit sonrası protokoller şeklinde adlandırıyoruz.”

ABD’den Carl Sagan ve Frank Drake ile Sovyetler’den Nicolai Kardaşev ve Iosif Şklovski’nin de aralarında bulunmuş olduğu, 1960’lar ile 70’lerde SETI’de çalışan bilim adamları, dünya dışı kaynaktan gelen ihtimaller içinde radyo sinyallerini iyi mi değerlendirebileceklerine yönelik bir takım protokol belirlemişler.

İlk adım, iddiaların küçük bir grup içinde tutulması. “Bir şey bulduğunuzu düşündüğünüzde, onu halka açıklamadan yalnızca öteki bilim insanlarıyla paylaşabilmeniz gerekiyor” diyen Wright, bunun gününümüzde “kulağa inanılmaz derecede naif” gelebileceğini fakat web öncesi dönem için mantıklı bulunduğunu belirtiyor. Sinyali çözümleme ettikten ve Dünya’dan çıkan radyo sinyallerini uzaylı zannetmediklerinden güvenli olduktan sonrasında, “İşte o süre büyük bir duyuru yaparsınız; BM’ye gider, devletlere gidersiniz.”

Wright, Soğuk Cenk dönemindeki SETI’nin tespit sonrası protokollerinde, daha belirsiz sinyallerin yada bulguların öngörülmemiş bulunduğunu söylüyor. Sadece bunlar, NASA’nın Mars’a gönderilmiş olduğu Viking görevleri esnasında uzay aracında yürütülen bazı deneylerle 1970’lerin başları kadar erken bir zamanda ortaya çıkmaya başlamış.

Kızıl Gezegen’deki organik bileşenlerin ve uzaydaki ihtimaller içinde yaşamın mevcudiyetini tespit amacı taşıyan bu testlerde, belirsiz ve tutarsız sonuçlar elde edilmiş. Viking 1 uzay aracında meydana gelen bir biyoloji deneyinde, organik bileşenlerin varlığına dönük bir pozitif yönde, bir negatif ve bir belirsiz netice alınmış. Deneyde çalışan ve 2021’de ölen baş bilim insanı Gilbert Levin, 2012 kadar yakın bir zamanda, aslen deneyde Mars’ta yaşam işaretlerinin bulunduğunu iddia etmişti.

Arkasından ise 1996 senesinde bilim adamlarından oluşan ve NASA Johnson Uzay Merkezinde çalışan David McKay’ın öncülük etmiş olduğu bir araştırma ekibi, Alan Hills 84001 şeklinde malum Mars kökenli bir gök taşını incelemeye başlamış. Takımın üyeleri, bu uzay kayasında fosilleşmiş bir Mars yaşamının kanıtını keşfettiklerine o denli ikna olmuş ki, Başkan Bill Clinton’a ulaşmışlar. Clinton da ulusa sesleniş konuşmasında “bulguların yaşam olasılığını gösterdiğini” ifade etmiş.

Bilim topluluğu sonraları McKay ve takımının hatalı bulunduğunu düşünse de, Arizona Eyalet Üniversitesinde çalışan astrofizikçi Steven Desch, “Net halde bir şey bulduklarına inansalar bile, mevzu hakkında yayımladıkları ilk makalede makul derecede sağduyulu olduklarını” aktarıyor.

1996 yılındaki bu duyurudan beri bilim adamları, uzaydaki yaşam işaretlerine yönelik değişik seviyelerdeki bulguları değişik koşullar altında iyi mi değerlendireceklerine fazlaca daha çok kafa yordu. Avrupa Uzay Ajansının 2028 senesinde Kızıl Gezegen’e fırlatılması beklenen yer bulgu aracı, ExoMars görevi Rosalind Franklin’de, karmaşık bir “biyolojik imza puanı” formülü kullanılacak ve deneylerde bulunacak uzaylılara ilişkin işaretlerin güvenilirliliği sıralanacak.

Wright, uzaydaki ihtimaller içinde yaşam kanıtlarının bu şekilde değerlendirilmesi için verilerdeki karıştırıcı değişkenlerin hangileri bulunduğunu anlamanın büyük ehemmiyet taşıdığını belirtiyor. Öteki bir ifadeyle; aradığınız şeyin o bulunduğunu zannetmenize sebep olabilecek ne tür şeyler tespit edebilirsiniz?

Uzaylı telekomünikasyonunun işaretlerini arayan gökbilimciler söz mevzusu olduğunda, uzaylılara ilişkin radyo sinyallerini dinlemek istiyorsanız, Dünya’dan gelen ışınım sinyallerini elemeniz gerekir. “Bugünlerde bir SETI araması yaptıklarında; milyonlarca, milyonlarca ve milyonlarca şey tespit ediliyor ve bunların hepsi karasal vericilerden geliyor” diyor Wright. “Bu sinyalleri eleyip onlardan kurtulmak son aşama sıkıntılı bir iş. Her insanın aynı anda konuşmuş olduğu kalabalık bir odada durup, tek bir kişinin sesini duymaya çalışmak benzer biçimde.”

Teknolojik kökenli işaretler yada gök taşlarındaki fosilleşmiş yaşam işaretlerinde karıştırıcı değişkenler, söz mevzusu cisimleri uzaydaki yaşama hitap etmeden oluşturabilecek süreçler. Sonucunda bir çok bilim insanı Alan Hills 84001’de mikrobiyal yaşam fosili benzer biçimde görünen şeyin, başka kimyasal yada jeolojik süreçlerle oluşmuş olabileceğine karar vermiş.

Loeb ve araştırma ekibi Papu Yeni Gine açıklarında manyetik bir kızak kullanarak, uzay kayasının beklenen yörüngesi süresince deniz yatağını sürüklemiş. Buradan küçük metal küreler toplamışlar. (Ada ülkesindeki yetkililer, malzemelerin kanunsuz şekilde alınmış olabileceğini ileri sürüyor.) Gökbilimci, blogunda yayımladığı yazısında araştırma takımının demir, titanyum ve magnezyumdan oluşan, “malum insan yapımı alaşımlara yada tanıdık asteroitlere benzemeyen” bir alaşımdan meydana gelen olağandışı özellikte manyetik malzemeler çıkardığını söylüyor. Asteroidin uzaylı teknolojisiyle üretilmiş olup olmadığını sormuş.

Fakat SETI uzmanları Wright’ın, bu ufak kürelerin okyanus tabanında küçük metalik parçalar gerçekleştiren öteki pek fazlaca kaynaktan çıkmadığını da doğrulaması gerekeceğini söylüyor.

Deniz tabanının basit gök taşlarına ilişkin küçük parçalarla dolu bulunduğunu belirten Desch, “Bu tarz şeyleri Dünya’ya çarpan [yıldızlararası olmayan] asteroid maddelerinden çıkmış ufak küreler de dahil daha basit olasılıklar ile karşılaştırmak zorundasınız” diyor. Arkasından ise volkanik kül ve suni kürecikler var; “Kömür santrallerinden çıkan şeyler de deniz tabanına yerleşiyor.”

Ek olarak ihtimaller içinde bir yaşam işaretini daha basit alternatifler ile karşılaştırırken, bilimdeki en zaruri karşılaştırma şeklini uygulamak da mühim; doğrusu denetim numunesini. Mesela NASA’nın 2021 senesinde Mars’a inen Perseverance yer bulgu aracı, 2030’ların başlarında Dünya’ya getirilecek kaya ve toprak örnekleri topluyor.

Herhangi bir yaşam işaretinin aslen Mars’a Dünya’dan götürülen bir kirletici olmadığını idrak etmek için vasıta, teoride numuneleri kirletebilecek Dünya kaynaklı maddeler içeren beş “şahit tüp” taşıyor. Tanık tüplerin Mars’ta kısa süreliğine açılması, bilim adamlarına Mars’taki bir numunenin karasal kaynaklı kirlenmeyle iyi mi görüneceğine dair bir kalıp sunacak.

Desch’e bakılırsa deniz tabanını trol ağıyla yıldızlararası gök taşlarına ilişkin işaretler için ararken uygulamak fazlaca daha kolay. “100 kilometre öteye gidip oradan eşya toplayın ve değişik olup olmadıklarına bakın” diyor. “Aynı karışımı her yerde bulursanız, bu uzaylılara ilişkin olan değil; organik bir şeydir.”

Loeb, araştırma takımının buldukları kürelerin aslen bu gök taşından olduğuna, başka kaynaklardan olmadığına inandığını söylüyor. Popular Science’a yazdığı bir epostada şu şekilde aktarıyor: “Küçük kürelerin bileşiminin yanısıra gök taşının güzergâhı, volkanik küllerinkinden değişik. Denetim numunelerimiz, gök taşının güzergâhından onlarca kilometre uzaktan alındı ve gök taşının güzergâhındaki küreciklerden 10 kat daha düşük oranda oldukları ortaya çıkarıldı.”

Loeb, Harvard Üniversitesi Gözlemevinde duran bu malzemeler üstünde daha çok laboratuvar analizi yürütmeyi planlıyor. Zamanı rehber alacak olursak, uzaydaki ihtimaller içinde yaşamın belirsiz işaretlerinin doğrulanması şimdiye kadar büyük ve tamamlanmamış bir vazife olduğundan, bu analizin son aşama sıkı olması gerecek.

Sadece bu durum, dünya dışı yaşamın varlığına kati olarak işaret eden hiçbir şart olmadığı anlamına gelmiyor. Eğer uzayda gezen akıllı uzaylılar hakkaten Dünya’yı ziyaret edebilecek kabiliyettelerse, normal olarak 1950’lerdeki bir bilimkurgu klişesini yerine getirebilir ve Beyaz Saray’a inip başkan ile konuşmak isteyebilirler.

“Bir öteki örnek ise yıldızlararası bir gök taşının kalıntısı olan teknolojik bir alet bulunması” diye yazıyor Leob. “Bu şekilde bir cismin tanıdık gelmeyen bileşenleri olabilir ve üstünde ‘Ötegezegen malı’ yazmayabilir.”

Sadece Wright’e bakılırsa organik araçlarla üretilemeyecek bir radyo sinyalinin tespit edilmesi, daha ikna edici olabilir. “Dar bant radyo sinyalleri yalnız teknolojiyle üretilebilir” diyor Wright ve dar bir frekans aralığına kodlanıp, bant genişliğini etkili şekilde kullanarak veri ileten radyo sinyallerinden bahsediyor. “Teknoloji ve uzay kaynaklı olduğundan, mahalli olmadığı için bizlere ilişkin olmadığından güvenli oldukları bir sürü senaryo” canlandırıyor. SETI Enstitüsünün ABD’nin Kaliforniya eyaletinde birkaç çanaktan oluşan Allen Teleskop Dizisi, bu şekilde bir sinyali saptamak için tasarlanmış.

Fakat uzaylı bir radyo vericisinin tespit edilmesi bile tamamıyla yeni bir çözümleme seviyesi gerektirebilir. Şundan dolayı sinyali almanız sinyalin sizin için olduğu, onun şifresini çözetebileceğiniz yada konuşmaya çalıştığınızda göndericinin cevap vereceği anlamına gelmez. Wright şu şekilde söylüyor: “‘Tamam, bu yıldızdan radyo sinyali yayılıyor’ diyoruz. Kimi zaman onları görüyor, kimi zaman görmüyorsunuz. Kesinlikle teknolojikler. Evet, radyo vericileri var. Tüm bildiğimiz bu.”

BENZER KONULAR

MIT Hassas Saatlerde Yeni Boyutların Kilidini Açıyor

- Advertisement - MIT’in yeni bir çalışmasına göre saatler, lazerler ve diğer osilatörler süper kuantum hassasiyetine ayarlanarak araştırmacıların zaman içindeki son derece küçük farklılıkları takip...

Işık Kirliliğinin Göç Eden Kuşlar Üzerindeki Ölümcül Etkisi

- Advertisement - Chicago’da parlak bir binaya çarptıktan sonra yaklaşık 1000 kuşun trajik bir şekilde telef olması, ışık kirliliğinin göçmen kuşlar için oluşturduğu ciddi tehdidin...

Yeni Teori Einstein’ın Yerçekimini Kuantum Mekaniğiyle Birleştiriyor

- Advertisement - Yeni bir teori, uzay-zamanın kuantum değil klasik olduğunu ileri sürerek modern fiziğin temellerine meydan okuyor. Bu teori, nesne ağırlıklarını etkileyen daha büyük...
- Advertisment -

Son Eklenenler

X-Işını Astronomisinde Paradigma Değişimi

- Advertisement - 9 Ocak 2024’te fırlatılan Einstein Sondası, ESA ve MPE’nin katkılarıyla Çin Bilimler Akademisi liderliğindeki bir ortak girişimdir. Amacı, kozmik olaylardan kaynaklanan X-ışını...

Gücün Sınırlarına Meydan Okuyan Lazer Yapımı Metaller

- Advertisement - Lazer bazlı katmanlı üretim yoluyla üretilen yenilikçi yüksek entropili alaşımlar, endüstriyel uygulamalar için benzeri görülmemiş bir güç ve esneklik sunar. Gelişmiş tekniklerle...

Hücresel atık yönetimi ve yaşlanmada otofaji genlerinin yeni rolleri

Yaşla birlikte azalan otofaji, araştırmacıların daha önce şüphelendiğinden daha fazla gizemi barındırıyor olabilir. Buck Enstitüsü, Sanford Burnham Prebys ve Rutgers Üniversitesi'nden bilim adamlarının, yanlış...

Antibiyotik Direnci Araştırmalarında Oyunun Kurallarını Değiştirecek Bir Şey

Antibiyotiğe dirençli bakterilerle mücadeledeki potansiyeli nedeniyle incelenen bir bakteriyofaj olan φX174, alternatif antibiyotiklerin geliştirilmesine yönelik yeni bilgiler sunuyor. yaşında COVID-19kelime "virüs” bulaşma, hastalık ve hatta...